Akçay’a sadece 3 kilometre mesafede yer alan Kızılkeçili Köyü, Kazdağları’nın oksijen dolu havası, tarihi taş evleri ve köklü kültürüyle ziyaretçilerine adeta zamanın yavaş aktığı bir dünya sunuyor. Orta Asya’dan gelen Kızılkeçili kavminden adını alan bu yerleşim, yaklaşık 1.300 yıllık bir geçmişe sahip. Köy meydanındaki 850 yaşındaki anıt çınar ağacı ise bu köklü tarihin canlı bir tanığı gibi göğe uzanıyor.
Zeytin, incir ve fıstık çamlarıyla çevrili bu doğal cennet, tertemiz havası ve şifalı atmosferiyle sağlık turizmine de kapı aralıyor. Kızılkeçili Çayı’nın kenarında kurulu piknik alanları ve yayla yolları, doğayla baş başa kalmak isteyenler için birebir. Perşembe günleri kurulan köy pazarı, yöresel ürünler ve el emeğiyle bezeli sofralık lezzetler sunuyor.

Köydeki geleneksel taş evlerin arasında yürürken burnunuza yayılan taze çiğ börek kokusu, sizi Sarem Kafe’ye yönlendiriyor. Sakandırık mantısı ve sıcacık misafirperverliğiyle bu kafe, köydeki lezzet duraklarının başında geliyor. Kızılkeçili, sadece bir köy değil; tarih, doğa, sağlık ve lezzetin iç içe geçtiği yaşayan bir kültür mirası…
Ankara’da eğitimini tamamladıktan sonra 40 yıl boyunca İstanbul’da yaşayan emekli sınıf öğretmeni Ülkü Yılmaz, hayatın zarif bir tesadüfüyle Edremit’e bağlı Kızılkeçili Köyünü keşfeder. Aynı tesadüf onu, köy meydanındaki eski çay bahçesinin işletmesini üstlenmeye kadar götürür. Bugün burası, Sarem Kafe adıyla anılan bir soluklanma noktası, lezzetli bir mola durağı, hatta adeta bir terapi merkezi…
Kızılkeçili’nin kalbinde yer alan bu açık hava mekânı, gölgelik çınar ağaçlarının altında; dost sohbetleri, yöresel tarifler ve tatlı bir esinti eşliğinde insanı bir anda şehir karmaşasından alıp başka bir zamana taşır. Ülkü Hanım ve dostlarıyla kurduğu bu sıcak ortam, kısa sürede kalıcı dostluklara dönüşür.

SAKANDIRIK: BİR MANTIDAN ÇOK DAHA FAZLASI
Sarem Kafe’yi farklı kılan en özel detaylardan biri de hiç kuşkusuz menüsünde yer alan Sakandırık Mantısı. Aslen Çanakkale’nin Yenice ilçesi ile Balıkesir Gönen arasındaki bölgeye özgü bu lezzet, yörede Avunya Mantısı adıyla da bilinir.
İncecik açılan yufkaların küçük kareler halinde kesilip, fırında hafifçe kurutulmasıyla başlar hazırlık. Ardından haşlanmış nohut ya da nohut kavurması, üzerine sarımsaklı yoğurt, tercihe göre tavuk suyu ve son dokunuş olarak da zeytinyağı veya tereyağında yakılmış kırmızı biber… Ortaya çıkan şey sade, pratik ama bir o kadar da zengin bir tat.
Bu mantının lezzeti kadar ismi de dikkat çeker. “Sakandırık” kelimesi yöresel bir deyimden geliyor ve burada yaşayan halkın belleğinde önemli bir yer tutuyor. Hatta bu ismin ahşap tabelası bile özenle elle hazırlanmış ve kafede sergileniyor. Tıpkı mutfağı gibi, sunumlar da sıcak, samimi ve el emeği…

BİR TABAKTA TERAPİ, BİR SOFRADA DOSTLUK
Sarem Kafe sadece bir yeme içme mekânı değil; aynı zamanda insanların bir araya gelip nefes aldığı, anılar biriktirdiği, yeni dostlukların doğduğu bir buluşma noktası. Bahçesinde yürürken bir masada mantı yazısı yazan genç bir kadına rastlarsınız; diğerinde ise dergi okuyan misafirler, bir başkasında eski öğretmenlerin zarif gülümsemesi… Her karede içtenlik ve huzur var.
Ve bu huzur, sadece insanlar arasında değil, doğayla kurulan bağda da hissediliyor. Zeytinliklerin arasında uzanan yollar, gökyüzünü delen çam ağaçları, köyün sade ama vakur mimarisi… Tüm bu detaylar Edremit’in sadece bir sahil kasabası değil, aynı zamanda bir “ruh dinlendirme” durağı olduğunu hatırlatıyor bize.

Bazen bir tabakta toplanan geçmiş, bazen bir sohbetin ortasında yeşeren gelecek. Kızılkeçili’ye yolunuz düşerse, Sarem Kafe’ye uğrayın. Belki Ülkü Hanım ile sohbet etme ve bir mantı yemek ve belki bir rüyanın içine düşer, orada kalırsınız.




